Reklam
Bugun...
Suriye’deki Savaşın Tarihi Geçmişi


Prof. Dr Mehmet ÖZHANLI
Mehmet ÖZHANLI
 
 
facebook-paylas
Tarih: 26-05-2016 19:41

Bu gün Ortadoğu’da ve Suriye’de yaşanan savaşın ve çatışmaların nedenini anlamak için tarihsel geçmişi iyi bilmek gerekir. Bu toprakların dünyanın merkezi konumunda stratejik olması ve sahip olduğu zenginliklerden dolayı tarihin her döneminde bu topraklar için savaşılmış ve savaşılmaya devam edilecektir. Bütün bu kan dökmeler ve insanlığı öldürmeler devam eden tarihe yeni kanlı bir sayfa açılmasıdır. Aşağıda bu coğrafya için yapılan mücadelenin tarihsel kısa bir kesiti sunulmuştur.

Fırat ve Dicle nehirlerinin Mezopotamya’ya sağlamış olduğu olanaklar, Erken Tunç Çağından itibaren bölgede güçlü devletlerin ortaya çıkarmasını sağlamıştır. Uygarlık, Mezopotamya da Dünyanın diğer alanlarından çok daha erken ve çok daha ileri bir düzeyde gelişmiştir. İnsanlığın bu gün kullandığı birçok şeyin ilkleri burada yaratılmıştır. Aynı şekilde Mısır Uygarlığı da kendine has yapısıyla ve Nil Nehrinin sağladığı büyük zenginlikle önemli bir kültür ve sanat merkezi olmuştur. Anadolu’da Paleolitik Çağda başlayan yaşam Tunç Çağının ikici yarısında Hititlerle güçlü merkezi bir devlete dönüşmüştür. Bu üç bölgede kurulan devletlerin tamamının mücadelesi Akdeniz’e kıyı olan Suriye - Filistin topraklarına sahip olmak içindir. Bu bölge Tunç Çağından itibaren doğu ticaretini çıkış noktası olarak önemli limanlara sahip olmuştur. 

M. Ö. 2300 lü yıllarda Akad Kralı I. Sargon Lübnan’daki sedir ormanlarından ve Toroslardaki gümüş yataklarından Mezopotamya’ya götürdüğü sedir ağaçları ve gümüşlerden övünerek söz eder. Bu tarihten sonra bütün Mezopotamya devletleri batıya yönelmiş oldukça bereketli olan bu topraklara sahip olmayı amaç edinmişlerdir. Tarihin en eski yazılı antlaşmalarından olan Kadeş anlaşması da yine bu topraklara sahip olmak için Hitit ve Mısır’ın yapmış olduğu savaş sonucunda yapılmıştır. Fırat Nehrinin kavis yaparak Akdeniz’e en çok yaklaştığı alanda kurulmuş olan Al Mina Mezopotamya ve Doğudan getirilen birçok zenginliğin batıya aktarılmasında Fenike Limanlarıyla birlikte çok önemli bir kenttir. Yunanistan’da ve Ege adalarında kurulmuş olan Aka Devleti (M. Ö. 1450 – 1200) bu kentte mahalleler kurarak doğu ticaretine ortak olmaya çalışmışlardır. Akdeniz’in bu önemli sahilinde güçlenen Tüccar Fenikeliler M. Ö. 3. binden itibaren bütün Akdeniz ticaretini ellerinde tutmuşlardır. Mezopotamya’dan, Mısır’dan ve Anadolu’dan aldıkları malları Akdeniz’e kıyısı bulunan bütün ülkelere satmışlardır. Kuzey Afrika’da kurdukları, başta Kartaca gibi, önemli limanlarla uzun yıllar Akdeniz ticaretine hükmetmişler ve Cebelitarık boğazına kadar geniş bir deniz ticareti ağı oluşturmuşlardır. Batıya açılan liman kentleriyle, verimli arazileri ve sedir ormanlı dağlarıyla; güneye, doğuya ve batıya giden yol ağlarıyla her dönem bir çekim merkezi olan bu topraklar için birçok uygarlık mücadele etmiş ve etmeye devam edecektir. 

Dünya nüfusunun arttığı Tunç Çağında bölgeler arası savaş ve ilişkilerde iyice gelişmiştir. Kara ve deniz ticaretinin geliştiği bu dönemde artık ülkeler kendi kendilerine yetmemeye ve komşu bölgelerle daha sıkı ilişkiler kurmaya ve komşu bölgeler dışındaki uzak ülkelerle de ticaret yapma başlamışlardır. Kara ticaretinin uzun, yorucu ve tehlikelere açık olmasından dolayı deniz ticaretine önem verilmiş Fenike’de yeni liman kentleri kurulmuş ve ticaretin kalbi durumuna gelen bu kentler oldukça gelişmiştir. Gelişmiş gemilerle uzak diyarlarla rahatlıkla gidilip daha ucuz ticaret yapılabilmiştir. Dünyayı keşfeden insan hangi stratejik noktaya egemen olursa diğer alanlara rahatlıkla hükmedebileceğini çözdü.  Böylece dünyanın bazı bölgeleri oldukça büyük öneme sahip oldu ve birçok uygarlık oralara sahip olabilmek için büyük mücadelelere giriştiler. Suriye topraklarının önemi, o tarihten günümüze kadar hiç değişmedi.

Demirin kullanımı (yaklaşık M. Ö. 1200) büyük yıkımlara sebep olmakla birlikte insan yaşantısında büyük değişiklikler ve yeni egemen güçler meydana getirmiştir. Bu dönemde yaşanan büyük göç dalgaları büyük devletlerin göçer/kaçar toplumların saldırılarıyla yıkılmalarıyla sonlanmıştır. Hitit Devletinin yıkılmasıyla Anadolu’nun doğusunda Urartu Krallığı ve batısında Frig Uygarlığı ortaya çıkmış ve Anadolu’nun güneyinde ise Geç Hitit kent devletleri varlıklarını güçlü bir şekilde devam ettirmişlerdir. Mezopotamya’da güçlenen Assur İmparatorluğu hem Anadolu’da bulunan krallıklarla ve hem de Mısırla mücadele etmiştir. Su kaynaklarına, yer altı ve yer üstü zenginliklere sahip olmak isteyen Assur doğu ile batı arasındaki önemli ticaret yollarını da kontrol altında tutmaya büyük çaba sarf etmiştir. Bu bağlamda Mezopotamya’nın Akdeniz’e açılan kapısı olan dağlık ve ovalık Kilikya’ya yani bu günkü Mersin’den Mısır’a kadar olan Akdeniz sahili, Anadolu Uygarlıklarının, Assur’un ve Mısır’ın sahip olmak istediği en önemli topraklardır. M. Ö. 1. binin başlarında Van Gölü ve çevresinde güçlü bir krallık kuran Urartu’nun en büyük uğraşları bu bölgeden Akdeniz uygarlıklarıyla ticaret yapmak olmuştur. M. Ö. 8. yy başlarında Kuzey Suriye üzerinde etkin olan Urartu Krallarının Akdeniz ticaretinde yaralandıklarını Yunanistan ve İtalya’da bulunan Urartu Krallığına ait eserler kanıtlamaktadır. Hindistan’dan başlayan ticaret yolları, bu bölgeden batıya geçmekteydi. Hem deniz ve hem de kara yolları bakımında stratejik konumdaki bu topraklar egemen güçler için bir çekim merkeziydi.   

Roma İmparatorluğunun doğuya ve güneye egemen olmak için bu bölgede Antakya’yı Roma’ya eş başkent konumuna yükseltmesi bölgenin bu dönemdeki önemini göstermeye yeterlidir. Bizans İmparatorluk döneminde de aynı strateji uygulanmıştır. Antakya Costantinopolis’e eş tutulmuştur. İran merkezli kurulmuş Sasani ve Partlar da bu bölgeye sahip olmak için savaş verdikleri görülür. Sasani kralı Hüsrev’in Antakya’ işgali oldukça bilinçlidir. Arabistan’da gelişen İslam Dinini yaymaya çalışan Emeviler’de batıya egemen olmak için Suriye’yi üst seçmişti, bu gün doğuya egemen olmak isteyen Batılı Güçlerin de aynı bölgeyi tercih etmeleri bu coğrafyanın önemini anlamaya yeterlidir. Uzun yıllar Osmanlı İmparatorluğunun yönetiminde kalan Ortadoğu coğrafyası ve Akdeniz’e açılan bu bölge, stratejik konumu, zengin petrol yataklarıyla sanayileşmiş Avrupa’nın dikkatini çekmiş ve kısa sürede buralar işgal edilmiştir. Bunlar dışında güçlenen Rusya’nın da en büyük emeli, tıpkı Urartu Krallığı gibi Akdeniz’in sıcak sularına inmek ve buradaki zenginliklere ve ticarette ortak olmaktır. Tarihin her döneminde güçlü devletlerin sahip olmak istedikleri bu kanlı coğrafyada, Osmanlı İmparatorluğunun yıkılmasıyla kurulan küçük uydu devletler batının sömürgeleri olmaya ve diktatörlüğe mahkum edilmiştir. Okyanusun öbür tarafında güçlenen Amerika, kurdurttuğu İsrail Devletiyle Ortadoğu’da söz sahibi olmuş ve dünyanın en büyük gücü konumuna yükselmiştir. Amerika bölgedeki, İran dışındaki bütün devletleri kontrol altına almış ve istediği gibi yönlendirmiştir.    

Bu gün dünyanın bütün süper güçlerinin denizden ve havadan kuşattıkları Suriye toprakları yukarıda kısaca özetlendiği gibi tarihin her döneminde aynı ilgiyi görmüştür. Bundan dolayı bu savaş bir ülkenin kendi egemenlik alanını kurtarma savaşı değildir. Dünyanın süper güçlerinin dünyayı kendi çıkarları doğrultusunda yeniden şekillendirme istediklerinin savaşıdır. Bu süper güçler için burada yaşayan halkların hiçbir önemi yoktur onlar sadece zenginliklerine hizmet edecek iş gücün oluşturmaktadırlar. Zora geldiğinde din çerçevesinde birleşecek olan bu güçler dünyayı, yönetenler ve yönetilenler olarak zaten bölmüşler. Az gelişmiş, gelişmekte olan ve üçüncü dünya ülkeleri olarak adlandırdıkları uydu devletlerde küçük çıkar gurupları yaratarak buradaki halkı istedikleri gibi yönetmektedirler. Devlet dinine dönüştürülmüş olan İslam, cahil halklarla Hıristiyanlığın Orta Çağını yaşamaktadır. Orta Çağ tecrübesi olan Batı, bunu gayet başarılı bir şekilde kullanmaktadır. Onlar isteyince yönetim değişir, onlar istedikçe savaş çıkar ve onlar isteyince barış olur. Cahil bırakılmış bu halklar her şeyi bildiklerini ve kendi kendilerini yönettiklerini sanırlar. Doğu toplumlarının ruhundaki Teokrasi, Monarşi ve Oligarşi yönetim biçimi bu cehaletle daha çok uzun yıllar devam edecektir. Eğitimli bireyler yetiştirip demokrasiye geçiş egemenlerin hiçbir zaman işine gelmeyeceğinden bu, sanırım daha çok uzun yıllar böyle gidecektir. Sadece batı toplumunun çıkarına hizmet eden diktatörlerin ismi değişecektir.

Dünya Uygarlığının temelleri Mısır, Mezopotamya, Anadolu’da atılmış ve Suriye – Philistin üzerinden batıya aktarılmıştır. Orientalizan Dönem (M. Ö. 700 – 600) olarak adlandırılan bu aktarım döneminde yazı ve sanatın her alanından örnekler batıya taşınmış ve batının devinimci ve değişimci düşüncesiyle Klasik Yunan uygarlığının yaratılmasını sağlanmıştır. İtalya’da Roma’da kurulup bütün Akdeniz’e egemen olan Roma Uygarlığı, geçmişin bütün bilgi ve tecrübelerini bu güne aktarmıştır. Romalı düşünür ve siyaset adamı Cicero’nun dediği gibi “geçmişi bilmeyen toplumlar çocuk kalmaya mahkumdur”. Yani geçmiş uygarlıkları bilmeden onları iyi öğrenmeden, sadece kendi ırk ve diniyle ilgilenen toplumlar yönetilmeye ve yok olmaya mahkûmdur.   

Bu gün Philistin bölgesinde küçük bir devlet olarak varlığını devam ettiren İsrail’in bütün dünya ticaretini elinde tutması tesadüfi değildir. Deniz aşırı ülkelerle denizden ve uzak ülkelerle karadan ticaret yapan tarihin en eski tüccarlarının yaşadığı bu coğrafyanın ticaret geleneğini iyi bilen İsrail, dünyayı ekonomik anlamda yönetmeyi her zaman başarmıştır. Uygarlık Akdeniz’in etrafında gelişmiştir bu günde ona egemen olan dünyayı yönetir. Bu gün Akdeniz’e kıyısı olmayan dünyanın çok farklı devletlerine ait savaş gemilerinin Akdeniz’deki varlığı, bu düşüncenin ispatıdır. 





YORUMLAR

fuat selçuk
18-06-2016 13:27:00
Sayın Hocam, emeğinize, elinize ve dilinize sağlık çok güzel özetlemişsiniz. Umarım gelecek için daha bilinçli gençlerle bu süreci en az zararla atlatırız.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR

YALVAÇ'A TOKİ KONUT YAPMALI MI?


YUKARI