DOLAR
Hasan AKSOY

Hasan AKSOY

DOLAR

15 Aralık 2016 - 23:43

Sağımız solumuz her şeyimiz dolarla, euro ile sarılmış durumda ama kamuoyunda bir anda öyle bir algı oluşturuldu ki, sanki bu durum birdenbire oluştu. Bu algı sonucunda da “yetsin artık bu doların hâkimiyeti” diye söylenmeye başladık.

Dolar ve euro frenlenemiyor; gizli bir devalüasyon yaşıyoruz. Zaten dolar aleyhine oluşturulan kampanyanın sebebi de bu. “Faizleri düşürün” diye azarlanan Merkez Bankası’nın dolara müdahale için faizleri yükseltmesine de bu sebeple kimse ses etmedi. Ancak o da dolardaki ateşi düşüremedi. Ümidimizi ABD’nin yeni seçilen başkanı Trump’ın koltuğa oturacağı 20 Ocak sonrasına bağladık; o tarihe kadar dalgalanmalara hazırlıklı olmalıyız diye telkinler yapılıyor.

Bir yandan da başka çözümler aramaya başladık. Başta yöneticilerimiz olmak üzere tüm ülke “milli paralarla ticaret”  konusuna sarılmış durumdayız. Bunun pozitif algısı dışında hiçbir katkısı olmayacağı bellidir. Nedenlerini birkaç bariz ve net örnekle izah edeyim.

Devlete olan vergi, SGK primi gibi borçlara dair 3 ay önce çıkarılan af kanunu, vatandaşlarımızca yurtdışından getirilecek yabancı parayı kapsayacak şekilde çıkarıldı. İlgili bakan ve bürokratlar “yeter ki ülkeye dövizinizi getirin nereden bulduğunuzu sormayacağız” diye demeçler veriyor. Bu açıklamalar bile içinde bulunduğumuz sıkıntının itirafı değil mi?

Öylesine bir kuşatılmışlık ve çaresizlik içindeyiz ki, dolar olmadan kendimizi ifade edecek ekonomik dilimiz bile yok;

- Köprü ve otoyol vs geçiş ücretleri, doğalgaz gibi enerji/yakıt ücretleri dolara bağlı.

- Kişi başına veya ülke bazında milli gelir hesaplamaları dolara bağlı yapılıyor.  

 - Cari açık, dış ticaret açığı gibi hesaplamaların açıklamaları da dolar cinsinden hesaplanıyor. TL ile yapılan bilgilendirmeler dikkate bile alınmıyor.  

- Şu kadar ihracatımız oldu, bu kadar ithalat yaptık türünden istatistikî bilgilerde de her şey dolar olarak açıklanıyor.

Milli paralarla ticaret kulağa hoş geliyor ama gerçek hayatta bunun karşılığı yok. Yani bu iş de söylemden öteye geçmez. Çünkü şartları üretenin belirlediği bir durumda kendimize bir yol bulmaya çalışıyoruz.

  Ulusal paraların kullanımı, ancak karşılıklı ticaret hacimleri birbirine eşit veya yakın olan ülkeler arasında bir çözüm olabilir. Ticaret dengesi baskın bir şekilde kendi lehine olan bir ülke TL’yi alıp ne yapsın, nerede kullansın? Çünkü Türkiye, Rusya, Çin gibi birçok ülke ile ticaretinde bu zamana kadar hep açık vermiş; yani bizim onlara ihracatımız, onlardan yaptığımız ithalatımızdan daha az olarak gerçekleşmiş. Bunun çeşitli sebepleri var ve en önemlisi, ekonomimiz tüketimi esas aldığı için dışarıya bağımlı hale getirilmişiz. ANAP Hükümetleri ile başlayan tüketimi artırma politikaları, sonra ki iktidarlarca da hızlandırılmış ve son 15 yılda da konut-otomobil kredisi gibi güya cazip imkanlarla zirveye ulaşmıştır. Halbuki 11 ay süren Refahyol Hükümeti zamanında, tüketimi değil üreten kesimi güçlendirme yönünde tedbirler alındığı için gerçek iyileşmeyi o günlerde herkes yaşadı.

Dolar ve euro dışında da bir dünya var. Bunu görebilmek için durduğumuz yeri değiştirmemiz şart. Eğer gücümüz yetiyorsa, hadi hep birlikte dolar ve eoru’ya hayır diyelim. Bu ikisi dışında yeni bir rezerv parayı hayata geçirelim; İslam Birliği’ni kuralım ve İslam Dinarı’nı kullanmaya başlayalım.

“İslam Birliği kurulmuyor” dediğiniz duyar gibiyim. Türkiye, İslam Dünyası’nın doğal olarak lideridir. Ama ülkemiz yöneticileri, bu yönde hiçbir samimi çalışma içine girmedi ki!  AB için tüm devlet mekanizmasını ayağa kaldıran tüm iktidar partileri, İslam Birliği için ne yaptı? Herhangi bir İslam ülkesi lideri ile 2 gün içinde 3 kez telefon görüşmesi yapıldı mı? Bu uğurda bir bakanlık kurdu mu? Hayır… Merhum Erbakan Hocamız, 11 aylık başbakanlığı zamanında D-8 oluşumunu nasıl kurdu? O halde “İslam Birliği kurulmuyor” mazereti kabul edilebilir değildir.

Unutmayalım! İslam Birliğinin kurulması, ümmet için her açıdan tek çıkar yoldur. Var mısınız?

Selam ve dua ile…

Bu yazı 745 defa okunmuştur .

Son Yazılar