Arkeolojik kazıların insanlığa katkıları

Arkeolojik kazıların insanlığa katkıları

Bir insanın ömrü geçmiş, günümüz ve gelecek olarak zamanın üç bölümünden oluşur. Zamanın bu üç dilimi bir birini tamamlayan ve biri olmazsa diğeri olmayacak şekilde isimlendirilmiştir.

09 Şubat 2016 - 16:41

Geçmiş yaşandı ve geçmişte kaldı; şimdiyi yaşıyorum ve geleceğe Yaradan Kerim gibi bir düşünceyle yaklaşıldığında insan ömrü boşa geçecektir. Geçmiş, insan bilgisinin temelini oluştur. Geçmiş, iyi bilindiğinde günümüz ve gelecek sağlam inşa edilebilir. Aksi durumda daha önce kezlerce yapılmış hatalar tekrar edilip durulur. Peki geçmişe nasıl gidilir? Geçmiş doğru bir şekilde nasıl öğrenilir? Geçmişe gitmenin zaman tüneli arkeolojik kazılardır. Arkeoloji yaptığı kazılarla geçmişin kapılarını açar ve geçmişte yaşanmış bütün olayları arkeolojik materyaller ışığında günümüze aktarır ve tekrar canlandırır. Arkeoloji Nedir? Arkeoloji, eski Yunancada, Arkhaios: Eski, logos: Bilim demek olan iki kelimenin bir araya getirilmesinden türetilmiştir. Arkeoloji, kısaca geçmişin bilimi olarak tanımlanabilir. Arkeolojiyi geçmişle ilgilenen diğer bilim dallarından ayıran en önemli yanı arkeolojik kazı ve araştırmalarda bulunan somut materyal ile geçmişi anlatıp yorumlamasıdır. Prehistorya, Protohistorya ve Klasik Arkeoloji olmak üzere üç anabilim dalı bulunan arkeoloji, başta Antropoloji, Sanat Tarihi, Tarih, Felsefe, Coğrafya, Sosyoloji, Mimari, Edebiyat, Jeoloji, Biyoloji, Zooloji ve Fizik olmak üzere birçok farklı disiplinle birlikte çalışır.

Arkeoloji, geçmişe zaman tünelleri açarak günümüz uygarlıklarına ve geleceğe büyük hizmetlerde bulunur. Avrupa ülkeleri, 18. yüzyılda bir bilim dalına dönüştürdükleri arkeoloji sayesinde, önce Roma ve Yunan daha sonra başta Mısır, Mezopotamya ve Anadolu olmak üzere dünyanın birçok yerinde arkeolojik kazılar yapmışlardır. Yaptıkları bu arkeolojik kazı ve araştırmalarla birçok sanat eserini ülkelerine taşımanın yanı sıra en önemlisi geçmişin bilgisine sahip olmuşlardır. Bu bilgi sayesinde sanatta, edebiyatta, siyasette, sanayide, dinde ve daha birçok alanda devrimler gerçekleştirmişlerdir. Avrupa ülkeleri yaptıkları bu devrimlerle uygarlıklarını geliştirmiş ve dünyanın geri kalan kısmını sömürerek onlara hükmetmeyi başarmışlardır. Arkeolojinin, Batı toplumuna en büyük katkısı, sağlamış olduğu düşünme ve bakış açısıdır. Arkeolojik kazılarla batı toplumu evrene yatay bakmanın yanı sıra dikey bakmayı da öğrenmiş ve böylece toprak altındaki bilgileri fark etmiştir. Rönesans’ı yaratanda bu bakış açısıdır. Doğu toplumu yatay bakmaya devam etmektedir. Bundan dolayı doğu toplumu hala sahip olduğu arkeolojik ve kültürel zenginliklerin farkına varmış değildir. Yakın gelecekte de fark edecek gibi görünmüyor.

Dikey bakmayı öğrenen Avrupa Ülkeleri, arkeoloji sayesinde nelere sahip oldular? Bu sorunun cevabı oldukça uzundur, ancak burada maddeler halinde kısaca özetlenecektir.

Arkeolojinin Avrupa Uygarlığına Katkıları

Kent kavramını öğrendiler. Bir kent nasıl olmalıdır? Sorusunun cevabını arkeolojik kazılarda buldular. İtalya’da, Yunanistan’da ve Anadolu’da yaptıkları kazılar sayesinde “Hipodamik” yani ızgara kent planıyla tanıştırlar. Sadece tanışmakla kalmadılar kendi kentlerine uyguladılar bugün neredeyse bütün Avrupa kentlerinde caddelerin doksanar dereceyle kesiştiği ızgara (hipodamik) plan görülür. Kentlerde bulunan kamu ve dini yapıların tamamında Roma, Yunan ve Anadolu mimarisinde kullanılan “İon, Dor ve Korinth Düzenleri” uygulanmış ve megaron plan kullanılmıştır. Bugün Beyaz Saray başta olmak üzere bütün Avrupa ülkelerinin meclis binaları antik mimarinin birer taklitlidir. Kaldırım ve özellikle kanalizasyon geçmişin en önemli buluşları arasındadır. Taş döşeli ve altında 2 m derinliğinde kanalizasyon sistemi bulunan cadde ve sokaklar insan yaşamını kolaylaştırmıştır. “Yol götürmediğin yer senin değildir” düşüncesinde olan Roma İmparatorluğu Avrupa Kıtasını, Küçük Asya’yı ve Afrika’yı başkenti Roma’ya bağlayan geniş bir yol ağı oluşturmuştur. Avrupa bu yol ağını modernize edilmiş halde kullanmaya devam etmektedir. Avrupa kentlerinin trafik sorununu çözen metro, Roma mimari ve mühendisliğinden alınmıştır. 

Geçmişten öğrendikleri bir diğer şey kentlerdeki kamu yapıları ve kentin yönetim piramididir. Antik Dönemde Atina’da başarıyla uygulanmış olan polis ve demokratik yönetim biçimi Avrupa kentlerinin ve devletlerinin yönetim şemasını oluşturmuştur.

Modern teknolojiyi de geçmişin bilgisinden faydalanarak geliştirilmiştir. Özellikle Romalı Mimar/Mühendis Vitrius’un doğu ve Yunan uygarlıklarından derlemiş olduğu mimarlık üzerine on kitabı, bu konuda rehber görevi görmüştür.

Dünya Edebiyatı, Antik Roma ve Yunan başta olmak üzere Mısır, Mezopotamya ve Anadolu uygarlıklarının edebi metinlerinden beslenmiştir. Avrupalı klasik edebiyat yazarlarının tamamı geçmişten aldıkları bilgiyle kendi sanatlarını yaratabilmişlerdir. Dante, Shakespeare, Moliere, Rousseau, Monteia, Montesquieu gibi önemli yazarlar sanatlarını geçmişin köklerinden filizlendirmişlerdir. 

Dünya sineması edebiyatla birlikte arkeolojinin mitoloji konularına yönelmiş ve arkeolojik hikâyeleri filmleştirmektedir. Anadolulu ozan Homeros’un destanları İlyada ve Odiseia bu konuda en önemli kaynağı oluşturur.  

Resim ve diğer güzel sanatlarında kaynağı geçmiş uygarlıkların sanatlarıdır. 

Avrupa Müzeleri sahip oldukları zengin eserler sayesinde ülke ekonomilerine çok büyük katkı sağlamakla birlikte yerel gelenekleri unutturmamaktadır. 

Avrupa kanun ve yasaları, Babil kralı Hamurabi’den başlayarak Roma İmparatorluğun sonuna kadar geçen zaman içerisinde tecrübe edilen kanun ve yasaların rafine edilmiş halidir.

Avrupalılar, Hıristiyanlığın kötüye kullanılmasıyla yaratılan Ortaçağ karanlığından geçmişte öğrendikleri yöntemlerle kurtulmuşlardır. 

Avrupa hep geçmişin iyi şeylerini kullanmamıştır. İnsanlığa zarar getiren birçok şeyi de geçmişten almışlardır. Örneğin, Romalıların Yunanlılardan öğrendiği kolonizasyon hareketleri, Avrupalıların dünyayı sömürmesinde model olarak kullanılmıştır. İngiltere bu yöntemle bütün dünyayı sömürgeleştirmiştir.

Uygarlığın doğup geliştiği Doğu Toplumu geçmişle bağını koparıp hala karanlıkta yaşarken; Batı Toplumu doğunun geçmişiyle kendi geleceklerini oluşturmuşlardır. Öyle ki M. S. 100 yılında hala Afrikalı kabileler gibi ormanlarda yaşayan Avrupalılar, Roma İmparatorluğunun taşıdığı kültürle evrilerek, bir zamanlar büyük imparatorlukların merkezi olan doğu başta olmak üzere bütün dünyayı yönetecek duruma yükseldiler. Batılılar, Romalı ünlü devlet adamı ve düşünürü Cicero’nun, “Geçmişi bilmeyen toplumlar çocuk kalmaya mahkûmdur.” sözünü kendilerine rehber edinerek dünyanın hemen her yerinde yaptıkları Arkeolojik kazı ve araştırmalarda elde ettikleri bilgilerle kendi güçlü uygarlıklarını yarattılar. 

Avrupalıların dünyanın farklı yerlerinde yaptıkları kazılarda izinli/izinsiz çok sayıda arkeolojik eser götürmüşlerdir. Ancak, götürdükleri eserlerden daha önemli olan bilgidir.

Bu haber 3772 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 1 Yorum
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
HAYALDİ GERÇEK OLDU
HAYALDİ GERÇEK OLDU
MHP ADAYLARI BELLİ OLDU
MHP ADAYLARI BELLİ OLDU